Kategoriler
Uncategorized

Kadın

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun!

Olsun tabii..

Çocuğunun  gözleri önünde öldürülesiye dövülen bir kadının günü kutlu olsun..Bindiği minibüste şoför tarafından taciz edilip öldürülen, erkek arkadaşı tarafından vücudu parçalara ayrılıp bir konteynera atılan genç kızın ,yine çocuğunun yanında boynu kesilen bir annenin ,bıçaklanan taciz edilen dövülen yine taciz edilen yine bıçaklanan yine dövülen döngünün asla bozulmadığı, bu hikayede sadece isimlerin değiştiği ama sonların asla değişmediği canım kadınların günü kutlu olsun..

Her türlü mobbinge uğrayan ,gücü küçümsenen verilecek terfilerinde karşılarına anne olabilirsin engelini koyan ama her 8 martta onları çiçeklerle karşılayan saygıdeğer kurumsal işyerlerinde çalışan güçlü kadınların günü kutlu olsun..

Giydikleri mini etekle,topuklu ayakkabısının çıkarttığı sesle ,gece vakti sokakta yürümesiyle yaşı farketmez on yaş,beş yaş,seksen yaş ya mutlaka erkekleri etkisine alabildiği düşünülen kadınların,obje olarak görülmekten kurtulamayan kadınların,boşansa da eski kocasından kurtulamayan kadınların günü kutlu olsun..

Biz kadınlar nasıl bir canlıyız ki sığdıramadınız bizi dünyanıza.Sapkınlıklarınıza,egolarınıza,öfke kontrollerinize sevgisizliğinize kadınları alet edemezsiniz.

Sokakta ,evde iş yerinde eğitimlisi eğitimsizi farketmiyor psikolojik ,fizyolojik şiddetin hiçbir türünden kurtulamıyor kadınlar.

Bi sus kadın!

Saçı uzun aklı kısa kadın!

O saatte orada ne işin vardı kadın!

Mini eteği de giymeseydin kadın!

Ahh o kadın seni doğurmasaydı keşke..Olmasaydın ,nefes almasaydın..

Kutlayın kutlayabildiğiniz kadar gün kadınlar dışında herkesin!

Kategoriler
Uncategorized

Unutulmayanlar

Emek verilmiş ,güzel anılar paylaşılmış bir dostluğun böyle bembeyaz yeni yıkanmış ve ütülenmiş bir nevresim gibi kokusu  var ..huzur veriyor insana..

Bu uzun süredir görmediğim bir dostumla güzel günlerimizden bahsederken kalplerimizin temizliği,merhametimiz ve çılgınca attığımız kahkahalarımızı tekrar anarken burnuma gelen kokudur.Artık dostluğun kokusu bulunmuştur.

Üniversite insana evet  akademik bir  değer katıyor ama insan ilişkileri, hayatı öğrenme ,yenilecek ilk kazık temelleri de burada atılıyor.Hayatının ilk evet bu kesinlikle benim aşkım dediğinle de burada karşılaşıyorsun senin ciğer problemin varmış dediğinle de ..Bazıları sonunu evliliğe götürüyor ki ben onları bu konuda ayakta alkışlarım.Bazıları ilk kalp kırıklığında ne yapacağını bilemeden savruluyor tabii..Hangimiz savrulmadık  sanki☺️

Biz işte böyle kızlı erkekli sohbet etmekle kalmayıp aynı yurtta kaldığımızda yirmi bölümlük bir gençlik dizisi tadında yaşayabildik serüvenimizi.

Bölümlerimiz farklı, kültürlerimiz farklı, yurdun her toprağından, dokusundan on sekiz yaşlarında çiçeği burnunda gençlerdik biz.Her gün aynı sofrada bir ekmeği ,bazen dertleri bazen de kahkahaları bölüştük..

İlk çaresizliğimi, ilk savunmasız kalışımı ilk sarhoş olmayı onlarla yaşadım.

Aşklarımız, hayal kırıklıklarımız, ailemizden uzak bu yalnız kalışlarımızda biri kardeş oldu biri abi bana..Orada kendinize her şeyi bulabilirdiniz..

Bir anne gelirdi kekler börekler hepimize anne olurdu.Aileler giderken bizi birbirimize emanet ederdi ve gözleri asla arkada kalmazdı.

En önemlisi bu değil mi?Kızlı erkekli birbirimize emanet edildiğimiz dönem ;yıl 2005.. 2021 yılındayız çocuğu akrabana bırakmaktan korktuğun bir zamana evrildik.Bir ülkenin gerilemesini buradan bile takip edebilirsiniz.

Her alanda geri adımlar atıyoruz.Bir ölüm haberinde  bile kız ve erkek kelimelerini  yan yana  getirerek suçları örtbas etmeye,tertemiz çocukların kalbine nifak tohumları ekmeye çalışıyoruz.Ne yazık sorumluluk almaktan kaçıp gidenleri yermek toplumda alışıldık hareketler olmaya çoktan başladı..

Bir defa olan olmuş diye işaret gösterilmekten kurtarılmaya çalışılan kurumlarda oldu ,doğalgaz kaçağı demeyelim de gençler kızlı erkekli içmişlere de geldi konu..

Konular zaten hep asıl amacın dışında başka yerlere gele gele ,içimiz acırken sorumlular değil de mağdurlar yerile yerile bugünlere geldik..

Nasıl bu hale  geldik, bir nebze olsun insanlık adına nasıl gelişme gösteremedik olayların üzerinden tek tek geçtiğimizde yerine oturan taşlar var ama bu taşlarla uğraşacak insanlar ne yazık ki fazlasıyla kendi derdinde.

Kalan üç beş sağlar bırakın konuşmayı çığlıklar atsa nafile.. Birbirimizi ağırlamaya devam mı ederiz düzene yenik düşmeden ses mi oluruz onu  elbet zaman  gösterir.

Bize düşen dostluğun kıyısından köşesinden kendimize bir yer edinmek ,edindiğimiz yerden hayata seslenmeye devam etmek🙋🏼‍♀️🙋🏼

Kardeşlerime…

Kategoriler
Uncategorized

Hayat Bir Kere

Kendime bir çınar ağacı buldum düştüm dibine..Bir düşünceye kapıldım daldım içine..Bata çıka ,düşe kalka, söve güle geldim bu zamana.Geçmiş; keşke fayda sağlasa ne bileyim bir göz yaşı silmeye ,bir yarayı kapatmaya bir affedilmeye teslim etse kendini, etmiyor işte.

Bu geçmiş dediğimiz şey faydasız ,geleceğe kaygısız neresinden bakarsan bak aynı hikaye..

“An” da kalmanın değeri bu nedenle çok önemli.Önemi şuradan belli; kalamıyor hiç kimse.Etrafımıza bir dönüp bakalım hepimizin şikayeti aynı anda kalamamak..

Oturduğum ağacın köklerine karışamamak, toprağa dokunup hissedememek, gökyüzünde uçan kuşun kanadına takılamamak, bunlar işte..

Uçup giden bir balonun arkasından gözden kaybolana kadar izlemek, çocuğunun gülümsemesinde bir hayat olduğunu görmek ,bir şarkı duyduğunda son ses eşlik etmek..bu olmalı evet an’da kalmanın sırrı burada olmalı..

Bu hayatı dans ediyormuşçasına yaşamak, mutluluğu yakalamak için şimdinin önemini kavramak..

Yaşarken hepimizin sitemler ettiği bir dünya!Bugünü de bitirelim hesaplarımız ,ay sonu hedeflerimiz,sevmediğimiz işlerimizde geriye giden ayaklarımız ,evde hangi yemek pişmeli sorusunun cevaplarını arayışımız hepsi evet hepsi engel oluyor ..

Duygumuza ,hissetmemize,sevinmemize..

Olmamalı..

Çünkü hayat bir kere..

Dokunduğum toprağın kokusunu derince içime çekmeli ,denizde dalgalara tüm benliğimle karışmalıyım..Yüzerken, severken,gülerken,ağlarken hakkını vermeliyim.

Hakkını veremediğim bir yaşamın yaşamak olmadığını keşfettiğimden beri her ” an” yeniden doğdum ,rüzgara bir kaç kahkaha savurdum.Savrulmadan kalbime kelebekler kondurdum.

Artık her an önem kazandı benim için.

Ağlarken gözyaşlarımın hakkını veriyorum, sevindiğimde  kahkahamın ,cümlelerimin hakkını veriyorum bir kere seviyorum diyorum seni seviyorum..

Renklerin en güzel tonunu buluyorum, şarkıların en güzel nakaratını tekrarlıyorum.

Korkmuyorum..

Ne olabilir diyorum geçmiş bitmiş yerinde yeller eserken, gelecek benden uzakta uzanıp ellerini tutamayacakken ne olabilir ne yapabilirsin..Şimdi buradasın ve an’ı yakalamalısın..

Tuttum yakaladım bırakmam ben artık iflah olmam❤️

Kategoriler
Uncategorized

Kül..

“Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden” dedi tilki !

Öyle mi sahi?

Kaç gönül bağı eskittik hayatımızda kaç kalbe konuk olduk, telaşlarımız hırslarımız entrikalarımız eşliğinde kaç gönülden kovulduk?

Bir nefes alıp vermekten öteye gidebilecek miyiz ,canlılığımızı ruhumuza kadar hissedip var olma amacımızın peşine düşebilecek miyiz?

Bir amaç peşinde koşmaktan bahsederken tırnaklarını acımasızca hayata saplamaya çalışmayı kastetmiyorum elbette.

Ses olmaktan, bir olmaktan,  duyulur olmaktan, görünür olmaktan korkmamaktan söz ediyorum.

Bugün sessiz kaldığımız her olayın yarın ayağımıza dolanacağını ,takılıp düşeceğimizi ,düşerken elimizden tutacaklara sahip çıkmamız gerektiğini bilmeliyiz.

Yoksa kül olacağız, bu küllerden doğabilmek de mümkün olmayacak üstelik..

Bilimden , bilgilenmekten , kitaplardan nereye kadar kaçabilir insan?Eğitimin kapısına kilit, bahçesine ayırıcı güç sokamazsınız..

İnsanları kendini hissettiği bireyden çıkarıp farklı biri yapamazsınız , kimi ellerini açarak edecek duasını kimi mumlar yakarak sadece saygı duyacaksınız..

Kişiliğini kazanmış ,gençliğinin baharında kendinden emin ,ülkenin geleceği olan kardeşime eğ başını aşağı bak demeyeceksiniz..Bunu söylerken asla aşağı bakmayacağını bilmelisiniz..

Bir olup biz olmaktan bir diğerinden farklı bir gelenek, bir anane gördüğünde çığlıklar atarak savunmalara geçmekten vazgeçmeliyiz.Bu geleneksellik bizi ilerlemekten ,düşünmekten alıkoyuyor ne zaman farkına varacağız..

Ayrıştırılmak çözüm değil ama uygulanma biçimi aynı..bu eskiden sağcısı solcusu ,yahudisi müslümanı ,örtüneni örtünmeyeniydi şimdi… şimdi her şey değişti! demek isterdim tabii …tarihe baktığımızda hikayelerin sadece  kahramanları farklı ,yaşanan her olayın seyri aynı..

Ne diyorduk? Şimdi düşünmek zamanı sen bu hayatta ne kadar yer kaplıyorsun? Bir nefesten öteye ses olabiliyor musun..Hadi ses oldun kaç kalbe dokunuyorsun..Kaç uzanan ele dokunup kaç kalbe merhem oluyorsun? 

Düşünelim! 

Kör olmadan ,sağır olmadan ,lâl olmadan..

Kategoriler
Uncategorized

Bize söz baharlar gelecek..

Dünyanın içinde bulunduğu bu buhrandan kurtulacağımız günleri hepimiz iple çekiyoruz.

Hayatımıza bomba gibi düşen bir virüs ,virüsün adı corona…

Tüm dünya ülkelerinde aynı zamanda sokağa çıkmanın yasaklandığı sokakta olan kişilerin maskesiz olmadığı bir zamandan bahsediyoruz..iş yerlerinin durduğu, restoranların kapalı olduğu..Böyle okuyunca kulağa korkunç ve ürkütücü gelmiyor mu?

Yazarken ve okuduğumda şu an bile beni dehşete düşüren olayı hali hazırda yaşıyor oluşumuza hala inanamıyorum..bir çoğumuz gibi..

Değerini bilemediğimiz çoğu zaman es geçtiğimiz  zamanlarımızın kıymetini kafamıza  vura vura anlattı diyebilirmiyiz peki bu virüs için?

Çevrenizi, tabiatı çok hoyrat kullandınız, siz yokken nasıl temizlendi doğa gördünüz mü mesajı vermiş olabilir mi?

Kendinizi işe güce kaptırdınız bir durup dinlemediniz yanınızdaki eşinizi ,arkadaşınızı sevgilinizi..aile diye bir kavram var evde oturup mutlaka vakit geçirmelisiniz demiş de olabilir..

Hayat fani, her şey gelip geçici gereksiz hırslarınızdan, bayatlamış insan ilişkilerinden sıyrılıp kendinize dönün, bir bakın aynaya siz kimsiniz ne yapmak isterdiniz aslında olmak istediğiniz kişi misiniz sorularını sordurmak istemiş de olabilir?

Empati kurdurmak istemiş, insanları birbirini anlamak için zorlamış olamaz mı?Olabilir tabii.

Karantina döneminde evlerde kaldık..Ev! Şu an düşününce nasıl önemli ..

Kendimize ait ya da kirasını ödeyebildiğimiz bir ev miydi bu?Çalıştığımız fabrika virüsten kapanmadıysa ,akan çatısı tamir olduysa ne âlâ..ama inşaatlarda çalışıyorsanız ve her şey durduysa işler fena..

Okullar kapandı eğitime evlerde devam..eğitim gördüğümüz yer özel okulsa ve bilgisayarımız varsa harika ama eğitim evde bilgisayar yok ise durumlar şöyle böyle..

Karantinadayız eşim ben çocuklarım..bir de ekmek yapmışız kokusu sarmış her yanı işte yuva bu..Peki dayak yiyorsam eşimden ve sokağa çıkma yasağı varsa o yuvanın adı karantina kâbusu..

Evde homeofis çalışıyorsam dışarı çıkmıyorsam durumlar ılımlı, nöbetim varsa ve bakılacak hastalar beni bekliyorsa ,evde kalan çocuğumun özlemi göz yaşı..

Evimize ekmek götüremiyoruz diyen bir halkın isyanı haklı, al şu paketi git akşam güzel bir çay demle tavsiyesi derin bir iç kararması..

Askıda ekmek, askıda su faturası, bugünkü vaka sayısı, ölüm sayısı, rakam tartışması derken birinci yılına giren virüsün zihinlerimizden çıkmayacak ağır tahribat bilançosu vicdanlarımızın bir yerini delip geçiyor..Her geçişte bir iz bırakıyor.

Gelen aşının öncelik sırası ,kime ne kadar fayda sağlar soruları bilinmezliğiyle ,her sevindirici durum sonrası evet şimdi bir mutasyon haberiyle güne devam ediyoruz sesiyle kendimize geliyor umut sıralamasında düşüşler yaşıyoruz..

Bu düşüşler ve maskeler nezdinde söylemek istediğim yine yeniden umut dolacak elbet bize de söz yine baharlar gelecek dünyaya..

Sağlıcakla…

Kategoriler
Uncategorized

Anneliğe…

Bir varmış bir yokmuş önce bir çift çizgiden ibaretmiş sonra bir kalp atışından, gittikçe büyüyen karnından..sonra bir ağlama sesi, kucağına verilişi ,hayata tutunmak için ilk refleksi emmek istemesi..

Bu bir annenin de ilk refleksi değil mi? Emzirmek istemesi..Karnı doymalı, asla üşümemeli ,rahat nefes almalı ve çok iyi bakılmalı..

Annenin dertleri bunlar !Peki toplumun derdi tam olarak nedir?

Sütün var mı? Emiyor mu? Doyuyor mu? Klişelerini geçiyorum çünkü bu sorulara cevapları da toplumun kendisi veriyor..sütün az ,ememiyor aç kaldı bu çocuk..

İkici dalga da  ilk çocuğu kız olanlara..

Kız mı? Olsun ikinci erkek olur..

Asla beklentisi değişmeyecek biricik çevremiz bu topluma bir er kişi kazandırmamız gerektiğini söylüyor.

Anne olmakla olmuyor yani erkek annesi oldun mu?Bunu başarabildin mi?Anlamadığımız bir şekilde buralara evrilmeye çalıştırıyorlar bizi..

Cevap vereyim evrilmeyeceğiz!!!

Bu topluma kız çocuk büyütmekten evet korkuyorum,endişeliyim ama yeni nesil annelerden ümitliyim..Kadınlara çiçek gibi narin davranılmasını öğreten anneler var, evde iş bölümü yapıp görevlendiren erkekliğin ve kadınlığın yalnızca insan  olmakla alakalı olduğunu öğreten anneler var..Elleri öpülesi anne dediğin bu azizim..Cinsiyetçi yaklaşımdan uzak duran çocuklar yetiştirmek..

Peki Üçüncü dalgaya hazır mıyız?

Her şeyin en iyisini, en organiğini, en en en ..en güzelini yapabilen ,her şeye yetişebilen mükemmel anneler.

Çocukları otuz! ay emzirilmiş verilmesi gereken uyku eğitimleri verilmiş, bütün rutinler halledilmiştir.Bununla yetinmeyip asla lohusa bunalımına girilmemiş ve eski doğum kilolarına bir hafta sonra geri dönülmüştür.

Bütün bunları öyle bir anlatırlar ki kendinizi eksik anne hissetmenize neden olurlar.

Hissetmeyin!

Sosyal medya karmaşasında “mükemmel” görünen bir fotoğraf karesinde yolunuzu kaybetmeyin..

Çünkü  dokuz ay kim bilir ne zorluklarla bedeninizde taşıdığınız bu Can’a sizden iyi hiç kimse anne olamaz..

Emziremediğiniz ,belki uyutamadığınız kendinizi her daim bakımsız gibi gördüğünüz anlarınız olacak..

Bu anlarda düşüneceğiniz tek şey Asla Yalnız Değilsin!

Ve bu yolu Yalnız Yürümeyeceksin✊🏻

Annelik yolu uzun ve meşakkatli..Bu serüvende sahip olduğun annelik hissi seni hep doğru yola çıkaracaktır.Yeter ki bu farkında olmadığımız bizi duygusal bir şiddetle baş başa  bırakan toplum baskısına Dur! Diyebilelim..

Her yeni güne sevgiyle başlayan güzel anneler işte bu baskı ve yetersizlik anlarında dahi muhtaç olduğun güç anneliğinde ki koşulsuz sevgide saklı!Sevgine sahip çık ve ona sımsıkı sarıl…

Kategoriler
Uncategorized

Susma..!

Korkma ses ver!

Bir ülkenin marşı bile bu şekilde başlarken bunca haksızlığa susmak neden?

Kadınsın sus, işçisin sus, öğrencisin sus ,küçüksün sen sus da var! Hepimiz yaşadık eminim işimizi kaybetmemek ,düşük not almamak ,aman efendim karakollara düşmemek ve şiddet görmemek için susturulduk..

Kadınların saçının teline zarar geldiğinde dünyanın durması gerekirken, sanıkları aklarken bulduk mahkemeleri.Kaç kampanya başlatıldı sonu bir psikopat yüzünden meçhule giden kadınlarımıza.. ölen kadının biraz şansı varsa  trend topic olup hiç değilse ölümü sonrası katilleri ceza aldı..Bu nedenle susma!

Çocuklarımıza el uzattılar..kıyafetlerini tenine zarar gelmesin diye özel deterjanla yıkadığımız, tırnağı kanamasın diye keserken yüreğimizi hoplattığımız , saçını tararken özel taraklar kullandığımız canlarımıza dokundular..yolda gördüğümüz çocuğa göz kırpamaz olduk ..susma!

Kaderine terkedilmiş kaç mülteci çocuk boğuldu soğuk sularda..geçtim ölmesini soğuk suda kalması bile dondurmadı mı kanımızı..susma!

Gölgemizden korkar hale getirildikten sonra yaşasak ne fayda..bunun adı yaşam olmaktan çıkar itaate seyahate başlarız..

Ne diyor Victor Hugo

“Ruhunu kaybeden dünyayı kazansa  ne çıkar”

Kaybetme..

Biz kelimelerimizi özgürlükten , düşüncelerimizi haklılıktan yana kullandıktan,  sesimizi yükseltmekten korkmadıktan sonra daha sağlam adımlarla yürüyeceğiz bu yolları.

özellikle kadınlar ve anneler kurtaracak bu dünyayı.Bugün sustuğumuz her haksızlıkta çocuğumuzun ayağına taş değecek..

Susma..!

Kategoriler
Uncategorized

Bir Nefes Hayat!

Herkesin haklılığı kendince..ve her birimizin hayatında başrol olma hakkı var kanaatimce.

Sabırtaşlarımızın kıyıya vurdugu ,hayallerimizin kocaman bir balon olup suratımıza patladığı zamanların yanı sıra, adımlarımızın sıklaştığı, koşmaktan nefes nefese kaldığımız günlerimiz olmadı mı sanki?oldu pek tabii😉

Yüzümüze kapanan kapıları,yürünen dikenli yolları,etrafa saçıp durduğumuz boş şişeleri kenara bıraktığımız zamanlarda “elde kalıyor hayat! “ Bu hayatla ister yeni bir öykü yazar istersek yeni bir kahraman oluştururuz.

İşte öyküleştirdiğimiz bu hayatta yapılacak üç şey var.Kendini sevmek,kendini sevmek ve son olarak kendini sevmek..

Tahmin ediyorum ki kimsenin eleştirmediği kadar kendimizi eleştirip sonra bize güzel bir yol açması için büyülü kapılar bekliyoruz!!!Bir insan kendine bunu neden yapar? Zincirlerinden kurtulmak için önce kendini sonra çevreni affetmekle başlamalısın işe ..Çünkü affetmek zihinsel özgürlüğün birinci kuralı.

Kendini sevmek ve affedici olmakta ısrarcı olduğumuzda zorlanmaması gereken kapıları çalmayı bırakıyoruz önce, sükûnetle aldığımız derin nefeslerimizi vererek karışıyoruz hayatın içine..

Sükûnet umudu,umut yaşam sevincini doğuruyor bu bir gerçek ve ben bu gerçekliğe ulaşmak için sarfedilen çabada herkese hak veriyorum herkese.

Ah hayat yaşaması güzel,gülümsemesi güzel ,bir nefes kadar hayat işte!Bu nefesi harcamak için güzel bir ömür diliyorum herkese..

Kanlıca (ocak/2020)

Kategoriler
Uncategorized

“2020” gidiyorsun öyle mi?

Kendimi zor günlerde hissettiğim zamanlarda içimdeki çıkmazdan şöyle çıkarım.Her sıkıntının üzerinden bir yıl geçer ve unutursun ..Sen unutmasan,mevsimler unutturur.. Mutlaka bir rüzgar eser kederinin üzerinden,bir kaç yaprak dökümü izleyeyim derken belki kar yağar belki yağmur sen böyle kahveni yudumlar aynı pencere önünden mevsimlere bakarken çiçek açmış bulursun erguvanları..Heh işte o zaman derim ki tamam artık bir yıl geçmiş..Bakalım ne kadar unutmuşum nekadarı düzelmiş..

Gururla bakarım ben işte böyle geçen bir yıla.Derslerimi almış bütün muhasebeleri yapmışımdır çünkü.2020’ye gelecek olursak nasıl bakacağını bilemiyor insan tabii ama pandemi,karantina,yasaklar ,deprem derken çoğumuzu işsiz güçsüz,çocukları okulsuz kimilerimizi öksüz belki arkadaşsız bıraktı..Değerleri anladığımız ,aklımızı başımıza aldığımız çokça şükretmeye yöneldiğimiz bir yıl da oldu kimilerimiz için.

Bana mesela bir evlat daha verdi.Pandeminin en yoğun olduğu zamanda bir karı,bir koca olarak gittiğimiz hastaneden bir de bebek alarak kucağımıza baya baya kimsesiz döndük evimize.Filizlendim ben ama yeniden doğdum.Bir çocuk doğururken bir ben daha doğdu içimde.

İşte bu yazı bu doğumun habercisidir.Sabrettiğim kendime dönüşümün,kor ateşlerde yürüyüşümün ,yine yeniden doğuşumun habercisidir.

Yani demem o ki hiç bir şey göründüğü kadar kötü olmayabilir.Kendini sev,sabret ,dinle..

Haydi 2020 sana da güle güle!

Kategoriler
Uncategorized